Dünyanın Durduğu Gün 2008 / The Day The Earth Stood Still / DvdRip / Tr Altyazı Bedava FuLL İndir
http://www.imdb.com/title/tt0970416/

Yapım :
2008, ABD
Tür :
Bilim Kurgu / Aksiyon / Dram / Gerilim
Yönetmen :
Scott Derrickson
Senaryo :
Edmund H. North, David Scarpa
Oyuncular :
Keanu Reeves, Jennifer Connelly, Jaden Smith, Ken Kirzinger, John Cleese, Kathy Bates, Roger R. Cross, Lorena Gale, Brandon T. Jackson, Michael Hogan, David Richmond-peck, Jon Hamm, Ty Olsson, Geoff Meed, Hiro Kanagawa, Andrew Wheeler, Aaron Douglas, Serge Houde, Daniel Bacon, Chris Bradford, Tyler Mcclendon, Ben Cotton, J.c. Mackenzie, Alisen Down, Mousa Kraish, Patrick Sabongui, Richard Tillman, Sunita Prasad, Craig Stanghetta, George Sharperson, Aaron Craven, Kevan Kase, Shaine Jones, Victor Favrin, Bertrand Roberson Jr., Dean Redman, Blair Redford, Douglas Chapman, Josue Aguirre, Jennifer Paterson, Leanne Adachi, Dawn Chubai, Jay-nicolas Hackleman, Sandy Colton, Ed Fong, Mark Kogan, Daniel Wisler, Brad Dryborough, Daniel St. Andrews, Darien Provost, Stefan Busse, Heather Doerksen, Marci T. House, Shaker Paleja
Yapımcı :
Erwin Stoff, Gregory Goodman, Paul Harris Boardman
Görüntü Yönetmeni :
David Tattersall
Müzik :
Tyler Bates
Dağıtım :
Tiglon
Süre :
1 saat, 35 dk.
Gösterim Tarihi :
12 Aralık 2008







Özet
Washington D.C'de sıradan bir gün yaşanırken,içinde uzaylı Klaatu ve onun birçok güce sahip robotu Gort'u taşıyan bir UFO şehrin tam ortasına iniş yapar.UFO'nun içinde çıkan Klaatu ve Gort,yeryüzüne barış getirmek için görevlendirilmişlerdir.Ancak gezegenler arası bir barış için belki de yeryüzünü yok olması gerekmektedir.Klaatu,yeryüzü için hala umut olduğunu düşünürken,ordu tarafından yok edilir.Bu nedenle robotu Gort,daha sert ve agresif tedbirler almak zorunda kalır.Filmde Reeves Klaatu'yu canlandırırken,Jennifer Connelly ise onun yeryüzünde tanışacağı bilim insanlarından Helen Benson'ı oynuyor.
ALTYAZI İÇİNDEDİR.
ŞİFRE YOKTUR.
İSTEK FİLM UPLOAD EDEBİLİRİM.
KENDİ PAYLAŞIMIMDIR İYİ SEYİRLER...
Filmlerim-filelist: http://rapidshare.com/files/183065666/filelist.txt
++++REP++++

http://rapidshare.com/files/205227504/ddgn.part1.rar
http://rapidshare.com/files/205228765/ddgn.part2.rar
http://rapidshare.com/files/205230122/ddgn.part3.rar
http://rapidshare.com/files/205231616/ddgn.part4.rar
http://rapidshare.com/files/205233000/ddgn.part5.rar
http://rapidshare.com/files/205234388/ddgn.part6.rar
http://rapidshare.com/files/205235672/ddgn.part7.rar
Çocuk Hakları Sözleşmesi Nedir ? Ne Değildir ?
Çocuk haklarına dair sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından "20 Kasım 1989" tarihinde kabul edilmiştir.
Metin
ÖNSÖZ
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler:
Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık
ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle
birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının,
dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,
Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temek haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Andlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,
Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yeralan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,
Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,
Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,
Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini gözönünde bulundurarak,
Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini gözönünde bulundurarak,
Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin, 1924 tarihli, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisinde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisinde belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisisinde, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi nde (özellikle 23 ve 24 üncü maddelerinde) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (özellikle 10 uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde tanındığını hatırda tutarak,
Çocuk Hakları Bildirisin de belirtildiği gibi "çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğine ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğu nu hatırda tutarak,
Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlat edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) ve Acil Durumlarda ve Silahlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak ,
Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi gözönünde tutarak,
Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak,
Aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.
1.KISIM
Madde 1
Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken
yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk
sayılır.
Madde 2
1. Taraf
Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan haklar kendi yetkileri altında
bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal
vasilerinin sahip oldukları,ırk, renk, cinsiyet,dil, siyasal ya da
başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet sakatlık,
doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve
taahhüt ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tabi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
Madde 3
1.
Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari
makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları
ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetim yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.
Madde 4:
Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla
gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik,
sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki
kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslar arası
işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.
Madde 5:
Taraf Devletler, bu sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler görüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.
Madde 6:
1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.
Madde 7:
1.
Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve
doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve
mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma
hakkına sahip olacaktır.
2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması sözkonusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.
Madde 8:
1.
Taraf Devletler yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti,
ismi ve aile bağları dahil, loruma hakkına saygı göstermeyi ve bu
konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.
2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılardan veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.
Madde 9:
1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde bu tür bir ayrılık kararı verebilir.
2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.
3. Taraf Devletler, ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana-babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.
4.
Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun
kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını,
hapsini, sürgün, sınırdışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin
gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm
dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu
Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu
ile; ana-babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine,
sözkonusu aile bireyin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında
gereken bilgiyi verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı
başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiçbir
sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.
Madde 10:
1. 9
uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen
sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya ana-babası tarafından, ailenin
birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da
onu terketme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani
ve ivedi bir tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir
başvuru yapılmasının başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine
sonuçlar yaratmasını taahhüt ederler.
2. Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler çocuğun ve ana-babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terketmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terketme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile işbu Sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.
Madde 11:
1.
Taraf Devletler, çocukların yaşadığı yollarla ülke dışına çıkarılıp
geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.
2. Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da daha çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.
Madde 12:
1. Taraf
Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini
ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu
görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken
özen gösterilmek suretiyle tanırlar.
2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kavuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.
Madde 13:
1.
Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke
sınırları ile bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde
veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin
araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğü içerir.
2. Bu hakkın kullanılması yalnızca :
- Başkasının haklarına ve itibarına saygı,
-
Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.
Madde 14:
1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.
2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa ol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.
3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.
Madde 15:
1. Taraf Devletler, çocuğun dermek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.
2. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.
Madde 16:
1. Hiçbir
çocuğun özel yaşantısına aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız
bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız
olarak saldırılamaz.
2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.
Madde 17:
Taraf
Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun;
özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel
sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası
kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf
Devletler:
-
Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29 uncu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler;
-
Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslar arası işbirliğini teşvik ederler;
-
Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler;
-
Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
-
13 ve 18 inci maddelerde yeralan kurallar gözönünde tutularak çocuğun esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler.
Dj SenoL - Next Dimension 2009 SingLe ALbum Bedava Indir | Kop Kopmalık Yabancı FuLL Bass Müzik Mp3 İndir
Atiye Deniz - Muamma 2009 FuLL Album Bedava Indir | 13 Parça Mp3 Dinle

Atiye Deniz -01
Muamma
Atiye Deniz -02
Aşkına da Sanada
Atiye Deniz -03
Günaydın
Atiye Deniz -04
Yalancı Mevsim
Atiye Deniz -05
Deli Ya (Farkı Ortada)
Atiye Deniz -06
Dondurma
Atiye Deniz -07
Salla
Atiye Deniz -08
Bile Bile
Atiye Deniz -09
Don't Think
Atiye Deniz -10
No Body
Atiye Deniz -11
Dondurma (Remix)
Atiye Deniz -12
Salla (Remix)
Atiye Deniz -13
Atiye Deniz - Kal(Eksik)
Sıla - İmza 2009 FuLL ALbum Bedava Indir | 10 Parça Mp3 Dinle

Sıla - İmza 2009 FuLL ALbum
01
Sevişmeden Uyuyalım
02
Bitse de Gitsek
03
Masumum
04
Yara Bende
05
Ne Çok
06
En Doğru Zaman
07
Bana Biraz Renk Ver
08
Her An Aksilik Çıkabilir
09
İnşallah
10
Yoruldum
Yeni TÜRKSAT 3A Frekans Listesi
10969 H 02400 HAZAR TV
10970 V 30000 D-Smart
11012 V 30000 D-Smart
11054 H 30000 NTV PAKETİ(NTV Türkiye,CNBC-e,E2,NTV Spor,Kral TV)
11094 H 24444 TRT DOĞU PAKETİ(trt 1,trt 2,trt İnt,trt 4,trt 5)
11096 V 30000 TÜRKSAT BATI PAKETİ(Çay TV,Doğu TV,PowerTV,Rumeli,Expo Channel,Natural Life,FashionOne,Number 1 TV,Flash TV,Karadeniz TV,Kıbrıs Ada TV,Yaban TV)
11194 H 07200 KANAL1,HABERTÜRK PAKETİ(Haber Türk TV,Kanal 1)
11524 V 04557 BRT KKTC
11554 H 02916 İCTİMAİ TV
11581 H 04444 TRT TÜRK
11607 H 03750 AZTV
11628 H 06666 ATV Türkiye
11642 H 10370 KANALTÜRK
11712 V 02963 SES TV
11729 V 15555 DİGİTÜRK PAKETİ
11742 V 02965 KANAL AVRUPA PAKETİ (Kanal Avrupa,Halay,Berat)
11746 H 27500 TÜRKSAT DOĞU PAKET 1(Türksat tanıtım,AlJazeeratv,AlJazeera Eng,Asu TV,Ordu TV 52 ,Tempo TV)
11777 H 04800 KANAL 7 Türkiye
11804 V 24444 D-Smart
11830 V 07200 KANAL 7 BATI PAKETİ(Kanal 7 INT,TVT,Ülke TV)
11839 V 04444 TÜRKMEN TV
11845 V 04444 SMART TV PAKETİ(Smart,Akıllı tv,clup,taraftar)
11858 V 03150 TGRT EU Haber
11862 H 27500 D-Smart
11870 V 08888 TV 8
11879 V 02815 FOX Türk
11883 V 02400 TATLISES TV
11885 H 02960 ART Avrasya
11894 H 02400 ANS TV
11906 H 04800 SAMANYOLU TV
11912 H 03333 AYNA TV
11919 V 24444 TRT BATI PAKETİ (trt 1,trt2,trt3,trt4,trt int)
11938 H 27500 D-Smart
11944 V 04444 KANAL B
11949 V 02177 DTV
11953 V 02980 KIBRIS GENÇ TV PAKETİ(Kıbrıs Genç TV,MMC Turk)
11957 V 02960 ART Avrasya
11964 H 05925 SHOW TV Türkiye
11973 H 07200 FOX TV Türkiye
11981 H 05200 TGRT DOĞU PAKETİ (TGRT Haber,TGRT Pazarlama)
11991 H 03125 KANAL TÜRK
11996 V 26000 TÜRKVİZYON PAKETİ(Düğün tv,Türkshop,M on,Mavi karadeniz,Genç tv,As 10 spor,Yol tv,Manolya tv,Gerçek tv,Kanal T,Tv 5 int,Kanal 12,Tempo tv,,Dem tv,Türkshow,Hayat tv)
12015 H 27500 TÜRKSAT DOĞU PAKET 1(Kanal 13,Moral TV,Başkent TV,BengüTürk,Business ch)
12129 H 04000 MTV PAKETİ (Mtv türkiye,Nickelodeon)
12130 V 27500 TÜRKSAT BATI PAKETİ 4(Kon TV,Halk TV,Kaçkar TV,Shopping TV,Kanal 67,AKS TV,Hamsi TV,Kral Karadeniz,Ulusal Kanal,Antalya TV)
12139 H 11111 DİGETTE PAKETİ(Iplay,İlan,Kanal6,İman, Esin ,Denge,Ekin ,Blinko )
12589 V 03000 MZE & 1 ST
12592 H 08888 CINE 5 PAKETİ (Cine 5,SuperSport,Viva,Gala)
12593 V 02500 RUSTAVİ 2
12602 H 04400 KANAL A
12605 V 02962 GEORGIAN TV
12607 H 02950 OLAY TV
12609 V 03700 IMEDI TV
12612 H 04800 STAR PAKETİ(Buket tv,TürkÇ)
12615 V 04800 ATV BATI PAKETİ (ATV Avrupa,TürkÇ)
12618 V 02800 AZAD AZERBAYCAN
12620 V 02400 YENİ ASIR TV
12632 V 02222 MPL TV
12636 V 03125 KANAL BİZ
12640 V 02400 EGE TV
12643 H 04800 NTV BATI
12644 V 02960 TV NET
12650 H 04250 SKY TURK
12656 H 04444 SHOW TV Batı
12679 V 08888 24 TV PAKETİ(24 TV,STR 1)
12685 H 30000 TÜRKSAT BATI PAKETİ 2 (Mavi karadeniz,Gaziantep Olay TV,TV Net,Tempo tv,Aksu tv,Hilal TV,Vatan tv,Kanal T,TV 58,Kanal 35,Kanal 55 )
12729 H 30000 TÜRKSAT BATI PAKETİ 3 (Türksat tanıtım,Ata TV,Cem TV,Su TV,Dost,Airport TV,Business Channel,TV5 ,6 News,Meltem TV,Özlem TV,Mesaj TV,Marmara TV,Kadırga TV)
12731 V 03333 TÜRKSAT TANITIM KANALI (şebeke arama)
not; bu liste türksatın dün açıkladığı bilgilere göre sıralı olarak düzenlenmiştir,şuan halen türksat tarafından bazı değişimler yapılmaktadır,değişimler oldukca liste güncellenecektir ve frekanslar tam anlamıyla 27-10-2008 tarihinde aktif olacaktır,değerli dostlara saygılarımla arz olunur…
verilen bilgilere göre 27-10-2008 itibarı ile türksat’a yeni eklenecek kanallar altta belirtilmiştir…
11094 H 24444 TRT PAKET DOĞU - TRT 5
11096 V 30000 TÜRKSAT BATI PAKETİ -Ada TV
11746 H 27500 TÜRKSAT DOĞU PAKET 1 -Asu TV
12015 H 27500 TÜRKSAT DOĞU PAKET 1 -Moral TV,Kanal 13
12130 V 27500 TÜRKSAT BATI PAKETİ 4 -Tekin Akdeniz TV(antalya)
Eski Türklerde Şairlerin ( Kam, Baskı, Ozan, Şaman ) Görev ve İşlevleri
Kam : Büyü yapan..
Baskı : Ağır hastaları tedavi edenbir hekimdir..
Ozan : Sadece insanları eğitmez aynı zamanda eğlendirir..
Şaman : Alt ve üst dünyada yardım eder..
Tafsilatli :“En eski Türk şairleri – Tonguzlar’ın Şaman, Mogol ve Boryatlar’ın Bo veya Bugue, Yakutlar’ın Oyun (Ouioun), Altay Türkleri’nin Kam, Samoitler’in Tadibei, Finovalar’ın Tietoejoe, yani bakıcı, Kırgızlar’ın Baksı-Bakşı, Oğuzlar’ın Ozan dedikleri –sahir-şair’lerdir. Sihirbazlık, rakkaslık, mûsikişinâsilik, hekimlik gibi birçok vasıfları kendilerinde toplayan bu adamların, halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri vardı. Muhtelif zaman ve mekanlarda bunlara verilen ehemmiyet derecesi, kıyafetleri, kullandıkları mûsiki aletleri, yaptıkları işlerin şekli tabiî değişiyor; fakat semadaki ma’butlara kurban sunmak, ölünün ruhunu yerin dibine göndermek, fenalıklar, hastalıklar ve ölümler gibi fena cinler tarafından gelen işleri önlemek, hastalıkları tedavi eylemek, bazı ölülerin ruhlarını semaya yollamak, hatıralarını yaşatmak gibi muhtelif vazifeler hep ona aittir. Bütün bu muhtelif işler için tabiî muhtelif ayinler vardı. Bunların bir kısmı unutulmakla, yahut şekil değiştirmekle beraber, bir kısmı hâlâ Kırgızlar’da, Altaylar’da, Kazaklar’da yaşamaktadır. Şaman yahut baksı, bu ayinlerde istiğrak hâline gelerek birtakım şiirler okur ve onları kendi mûsiki aletiyle çalar, beste ile beraber olan ve sihirli bir mâhiyeti haiz sayılan bu güfteler, Türk şiirinin en eski şeklini teşkil etmektedir.”
Bu ayinlerde kullanılan müzik aletlerinden biri davulsa, kuşkusuz diğeri de kopuzdur. Abdülkadir İnan XI. yüzyıl tarihçilerinden Gardizi’ye dayanarak, Eski Yenisey Kırgızları’nın şaman ayinlerinde saz çaldıklarını belirtir. Abdülkadir İnan “Bugünkü Kırgız Kazak baksıları kopuz kullanırlar. Eski Oğuzlar’da, İslam’dan sonra, şamanizm geleneklerini devam ettiren ozan’lar kopuzu mübarek saymışlardır. Dede Korkut her hikayede kopuzu ile meydana çıkıyor, ad verirken, dua (alkış) ederken hep kopuz çalıyor; Oğuz kahramanı kopuzun sesinden kuvvet alarak mücadelede galip oluyor.” der.
Bizim ozanlarımızın çaldıkları çalgının bu ayinlerde kullanıldığını gösteren kanıtlar fazlasıyla vardır. XIV-XV. yüzyıllardan yazıya geçirildiği sanılan, Dede Korkut Hikayelerinde de kopuza ilişkin kutsal davranışların varlığını görüyoruz. “Uşun Koca Oğlu Segrek Boyu” adlı hikayede: “-Bre kâfir, Dedem Korkut’un kopuzunun hürmetine (adına), çalmadım! dedi, eğer elinde kopuz olmasaydı, ağamın başı için, seni iki parça kılardım! Çekti kopuzu elinden aldı.” diye geçmektedir.
Bütün ilkel topluluklarda görüldüğü üzere, eski Türk topluluklarında da ozan ya da kam, baksı gibi adlarla anılan bu kişilikler, söz söylemeye, saz / kopuz / davul çalma gibi yeteneklerin yanısıra, büyücülük, hekimlik vb. çeşitli görevleri de üzerlerinde toplamışlardır. Bu bakımdan da toplum üzerinde oldukça etkindirler.
İş bölümünün yaygınlaşması ozan, kam, baksı gibi toplumun ileri gelen ve birçok işi birarada yürüten bu kişiliklerini de değiştirmiş, dinsel törenler için din adamları, sağaltım için hekim, vb. meslekler gelişmiştir.
“İslamiyet’in kabulü ile terkedildiği düşünülen Ozan-Baksı geleneğinin, beş asır sonra birdenbire İslami biçimde ortaya çıkması kanaatimizce mümkün değildir.” diyen Prof. Dr. Umay Günay, bunu şöyle açıklıyor: “Bu edebiyatın geçiş devri ile ilgili örneklerin şimdiye kadar tespit edilememiş olması şansızlıktır. İslamiyet’in kabulünden sonra yeni bir yurt edinme gayreti ve mücadelesi içinde olan Türklerin bu dönemde yeni dini benimseme ve yayma çabası ile bugün Tekke Edebiyatı adı ile anılan tarzda eser vermeleri ve bunlara daha çok itibar etmeleri makul bir düşüncedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu konudaki ilk eserlerde Arap-Fars edebiyatından daha sonraki yüzyıllarda alınan nazım şekilleri ve nazım unsurları ile değil, milli nazım şekillerimiz ve unsurlarımız dahilinde meydana getirilmiştir. Ozan-baksı geleneği ile bu arada bir ölçüde Tekke tarzında tesirli olurken diğer taraftan yok olmama çabası göstermiş ve kendi kural ve kalıplarını daima sahip olduğu bir esnekliği kullanarak yeni şartlara uydurmuştur. XV. yüzyılda yazıya geçirildiği XI-XII. yüzyıllarda teşekkül ettiği kabul edilen Dede Korkut hikayelerindeki ozan tipi ve şiir icra geleneği ayrıca hikaye kahramanlarının zaman zaman karşılaştıkları olayları ve duygularını anlatmak için sazlarını ellerine alarak deyişler söylemeleri XVI. asırdan günümüze kadar izlediğimiz Âşık Edebiyatından farklı değildir. Ozan-Baksı geleneğinin hususiyetlerinden olan büyücülük, hekimlik, din adamlığı gibi hususiyetler İslamiyet’ten sonra terkedilmiştir. Âşıklar eğitimciliği ve sanat temsilciliğini üstlenmiştir.”
Âşık olarak adlandırılan sanatçı tipi, şiir, nazım ve düz yazı karışımı bir öykü çeşidinin yaratıcısı olarak tanımlanmakta. Boratav: “... Bir yönüyle eski destan (épopé) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır. Onun yaratıcılığı irtical iledir: Şiiri yazmaz, söyler. Onda şiir müzikten ayrılmaz; demek ki sadece söylemez, çalar ve çağırır. Âşıklar düz konuşma biçiminde söylemekle şiir söylemeyi dilden söylemek ve telden söylemek deyimleriyle ayırırlar; bununla Âşık’ın şiirini söylerken sözlere eşlik eden müzik aracının, sazın, Âşık’ın şiirlerinden ayrılmaz bir öğe olduğu anlatılmak istenir.” diyor ve ekliyor: “Demek ki Âşık şiiri sözlü gelenekte oluşan ve gelişen bir sanattır; müzikten ayrı düşünülmeyeceği, bir kerteye kadar “seyirlik-dramatik” öğeleri olan “katışık” bir anlatı sanatını kapsar.”
Eski Türklerde şairlerin görev ve işlevi
Eski Türk Edebiyatı
XIII. asırdan sonra Türk cemiyet hayatında çeşitli zümre ve çevrelerin teşekkülü, değişik edebî mahsullerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Saray, konak, medrese çevrelerinde ve bunlara yakın topluluklarda okumuşlara mahsus yeni bir edebiyat doğmaya başlamıştı. Kaynağını ve örneğini daha çok İran edebiyatından alan, İslâm kültürünün bütün kollarından belenen, Türk ruhunun hususiyetlerini aksettiren ve mahallî çizgileri veren bu edebiyat, 600 yıldan fazla devam etmiş ve canlılığını kaybetmekle beraber günümüze kadar gelmiştir.
Yüksek zümre edebiyatı denen ve asırlar boyunca dil ve muhteva bakımından örnek teşkil ettiği ve okullarda okutulduğu için "klasik" kabul edilen bu edebiyat, umumiyetle Divan edebiyatı ismiyle tanınmıştır. Bu suretle adlandırılmasına sebep, bu edebiyatın daha çok manzum eserlerden meydana gelmesi ve şiir kitaplarına "divan" denmesidir.
Divan şiiri Anadolu'da XIII. asırda Selçuklular zamanında Hoca Dehhânî ile başlamıştır. XIV. asırda Ahmedî, Şeyhoğlu, Ahmed-i Dâî gibi şairlere sahip bulunan bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. asırda yaşamış olan Şeyhî'dir. Fatih devrinde Ahmet Paşa ve daha sonra Necâtî'yi yetiştiren Divan şiiri XVI. asırda Zâtî, Bâkî, Hayâlî, Taşlıcalı Yahya, Nev'î, Fuzûlî, Rûhî-i Bağdâdî, Hâkanî, XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya, Nef'î, Nâilî, Necâtî, Nev'î-zâde Atâî, Nâbî, Sâbit. XVIII. asırda Nedim, Şeyh Galib, Râgıb Paşa, XIX. asırda Yenişehirli Avni, Ziya Paşa gibi büyük sanatkârların eserleriyle fevkalâde bir gelişme göstermiştir.
İslâm kültürü kaynağından beslenen ve bilhassa başlangıçta İran edebiyatını örnek alan Divan edebiyatımız muhteva itibariyle çok çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü teşkil eden ve bugün onu iyi anlamak için bilinmesi gereken bu eski kültür ve bilgi malzemesi şunlardır :
1- Dinî inançlar (âyet ve hadisler)
2- İslâmî ilimler (tefsir, kelâm, fıkıh)
3- İslâm tarihi
4- Tasavvuf ve remizleri
5- İran mitolojisi (şahsiyetler ve hâdiseler)
6- Peygamber kıssaları, mûcizeler, efsaneler, rivayetler
7- Tarihî, efsanevî, mitolojik şahsiyetler ve hâdiseler
8- Çağın ilimleri (hikmet, kimya, hendese, tıp vs.)
9- Türk tarihi ve millî kültür unsurları
10- Devrin edebiyat anlayışı ve edebî bilgileri (belâgat)
11- Dil malzemesi (deyimler, atasözleri; Arapça ve Farsça kelimeler, şekiller, tamlamalar, birleşik sıfatlar vs.)
Türkler islâmiyetle VIII. yüzyıldan itibaren Maverâünnehir’de karşılaştılar. Ruh, töre ve tabiatlarına uygun, hayatlarına yabancı olmayan bu dini kolayca benimsediler. islâmiyette, önceki değerlerinin daha gelişmiş şeklini buldular. Güzel sanatların çeşitli dallarında eski kültürleri ile islâm’ı birleştirdiler.
Türklerin, islâm medeniyeti içine girmeden, kendilerine has bir edebiyatları vardı. Türkler, islâmiyet dairesine bu edebiyat zenginliğiyle birlikte geldiler. Arap ve Fars Edebiyatını tanıdılar. Bir hazırlık devresinden sonra girdikleri bu yeni kültür ve medeniyet dairesi içinde eserler vermeye başladılar. Bu eserleri verirken pek çok kelime ve terim yeni girdikleri kültür dairesinin dillerinden aldılar.
Arap ve Fars edebiyatının kurumlaşmış gelenekleri Türk edebiyatı geleneklerinden çok ayrı ve çekiciydi.Türk aydını çok işlenmiş ve olgunlaşmış Fars edebiyatı karşısında nasıl bir tavır aldı? ilk örnekler tam olarak elimizde değildir. Ancak şiirde eski nazım şekilleri ve önceden işlenilen konular yanında, yeni nazım şekillerini kullandılar ve yeni konulara yöneldiler. Hece ölçüsü yanında aruz vezni ile de şiirler yazdılar. Sagu ve koşuk gibi nazım şekillerinden başka kaside, mesnevî, gazel tarzında şiirler kaleme aldılar.
Türkler bunları yaparken doğrudan doğruya Arap edebiyatını değil, kendilerinden önce islâm medeniyeti içine giren Farsların edebiyatını örnek aldılar. Ortaya konan eserlere, başta Kur’an olmak üzere, hadisler, siyer, eski mitolojiler, tarih, menkıbeler ve sosyal hayat geniş ölçüde girer. Türk edebiyatı da zamanla ortak islâm edebiyatının önemli bir parçası oldu.
XI. ve XII. Yüzyılda Türk toplumu içinde Arapça ve Farsçayı bilen yeni bir aydın zümre doğdu. Bunlar, öğrendikleri Arapça ve Farsçanın yanında, bu dillerde meydana getirilmiş edebiyatın da etkisinde kaldılar. Bu yüzyıllarda Fars şiirine heveslenen Türk asıllı şairler Farsça eserler yazma arzusuna düştüler ve örnekler verdiler. Farsçayı edebiyat dili olarak benimsediler. Türk hanedanlarının saraylarında edebiyat dili Farsça oldu. Samanoğullarının, Gaznelilerin, Büyük Selçukluların zamanında Türk aydınları arasında Farsça edebiyat dili olarak benimsendi. Farsça yazanlar takdir gördü. Türkçe, olgun örnekler verecek teşvikten mahrum kaldı. Bu dönemde ortaya konulan Türkçe eserlerde ilim ve din alanında Arapça, edebiyat alanında da Farsça kelimelerin kullanılması giderek yaygınlaştı. Hece vezninin yerini aruz vezni almaya başladı. Eski Türk nazım şekilleri yanında mesnevî ve gazel gibi yeni nazım şekilleri de kullanıldı.
Bu durum daha çok Farsçanın yoğun olarak kullanıldığı Türk siyasî hakimiyeti altındaki bölgelerde görüldü. Halkı Türk olan bölgelerde ise Türkçe ile eser verme daha XI. yüzyıldan itibaren başladı. Bu yüzyıllarda meydana getirilmiş eserler daha çok öğüt verici nitelikteki şiirlerdir. Bu tür eserlerin başında devlet yönetimi ile ilgili olarak 1070 yılında Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig görülür. Onu XII. Yüzyılda Edip Ahmet Yüknekî’nin Atabetü’l-Hakâyık’ı takip eder. Kutadgu Bilig ve Atebetü’l-Hakayık aruz vezni ile yazılmaları, Arapça ve Farsça kelimeleri bünyesinde almaları ve muhtelif islâmî unsurları taşımalarına rağmen iran şiirinin tam hakimiyetini taşımazlar. Hatta nazım şekli olarak bile tam benzerlik göstermezler. Atabetü’l-Hakayık baştan sona dörtlüklerle yazılmıştır. Ahmet Yesevî de hikmet tarzında yazdığı şiirlerde bu nazım şeklini kullanmıştır. Bu hikmetlerde islâm inanç ve ahlâkı ile birlikte tasavvuf duygusu da işlenmiştir.Hikmet tarzı gelenek hâlinde Ahmet Yesevî’den sonra da devam etmiştir. Kâşgarlı Mahmud’un Türk boyları arasından derlediği ve Dîvânü Lûgat-it Türk isimli eserine aldığı dil ve şiir örnekleri Türk XVII. yüzyılda nesirde de büyük üstatlar yetişmiştir. Nergisî sadece şiirle değil nesirle de hamse yazılabileceğini göstermiştir. Fakat Nergisî ve Veysî’nin nesri bir sanat gösterisi niteliğine bürününce, Türkçenin yapısı bundan büyük zarar görmüştür. Bununla beraber Türk nesri bu asırda gelişme imkânını asıl Kâtip Çelebi ile Evliya Çelebi’de bulmuştur. Kâtip Çelebi’de bilim dili olmuştur. Evliya Çelebi’de samimiyet ve görülenlerin yazıya geçirilmesi endişesi vardır. Bu yüzyılda nesir dili genellikle şiir diline göre ağırdır.
Halk ve saz şiiri de gelişmesini ve altın çağını bu yüzyılda yaşadı. Bu edebiyatın en büyük temsilcileri XVII. yüzyılda görüldü. Kuloğlu, Kâtibî, Kayıkçı Kul Mustafa, Gedayî, Gevherî, Karacaoğlan, Âşık Ömer bunların belli başlılarıdır.
Bu şairler ve diğerleri, klâsik Türk şiirinden konu, tema, kelime yönünden faydalandıkları gibi, tasavvufî şiirin de etkisinde kalmışlardır. Bununla beraber halk zevkinin inceliklerinin ve güzelliklerinin halk şairleri tarafından büyük bir başarı ile kullanıldığını görüyoruz.
Sarayın özellikle hanım sultanların himayesini gören saz şairlerinin toplandığı kahveler vardır.Bunlar, orada usta çırak usulüyle yetişirlerdi. Öte yandan askerler arasındaki saz şairleri, Osmanlı Devleti’nin çeşitli kara ve deniz savaşlarına katılmışlar ve gösterilen kahramanlıkları şiirleri ile anlatmışlardır. Bu şairlerin eserlerinde, kahramanlık hissi ve kahramanlık ahlâkı, önemli yer tutar.
Bu yüzyılda halk şairlerimizle klâsik şairlerimiz arasında bir yakışlaşma görülür. Halk şairlerinden bazıları klâsik şairler gibi divan tertip ederler, klâsik şiirin kelime ve terkiplerini benimserler. Aruz veznini kullanma yaygınlaşır. Öte yandan klâsik şairlerimizden bazıları da hece veznine ve halk söyleyişine yönelirler.
XVIII. yüzyılın başlarında edebî durum büyük ölçüde bir önceki asrın özelliklerini taşır. XVII. yüzyılın ikinci yarısında yetişen Nâbî ile Sâbit, XVIII. yüzyılın ilk senelerinde de eser vermeye devam ederler.
XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde Lâle Devri yaşanır. III. Ahmed’in, Damat Nevşehirli ibrahim Paşa’yı sadrazam yapması ile başlayan ve Patrona Halil isyanı ile sona eren bu devrede (1718-1730) birçok sosyal ve fikrî değişmeler oldu. istanbul’da imar hareketine girişildi, Arapça ve Farsçadan çeşitli sahalarda eserler tercüme edildi, sanat ve ilim adamları korundu ve çalışmalarına zemin hazırlandı. ilim ve fikir hayatına bir canlılık geldi. Ayrıca, 1727’de ibrahim Müteferrika tarafından kurulan matbaada, Türkçe eserler basılmaya başlandı. Bu matbaada ilk olarak Vankulu Lügatı basıldı.
Lâle Devri, fikir ve kültür hayatımızda önemli bir merhaledir. Bu zamanda edebiyat hayatında da yeni bir vadi açıldı. Lâle Devri’nin en önemli şairi Nedîm’dir. Nedîm, şiirlerinde çoşkun ruhunu, heyecan dolu duygularını, istanbul hayatını dile getirdi. O, ilhamını günlük hayattan aldı.
XVII. yüzyılda başlayan mahallîlik cerayanını Nedîm devam ettirdi ve geliştirdi. Nedîm’den başka Osmanzâde Tâib, Seyyid Vehbî, Râşid gibi sanatkârlar da zamanın önemli şairleridir. Osmanzâde Tâib’e padişahın isteği ile şairler reisi “Reis-i Şuara” unvanı verildi. Nâbî’nin açtığı açtığı çığır, Koca Ragıb Paşa’nın hikmet söyleme tarzındaki gazellerinde devam etti.
XVIII. yüzyılın sonunda görülen Şeyh Gâlib, klâsik şiirin son büyük şairi olarak kabul edilir. Haşmet, Fıtnat Hanım, Tokatlı Kâni gibi şahsiyetler bu asrın diğer şairleridir.
Nesir sahasında Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in, Ahmed Resmî Efendi’nin Sefaretname’leri, Safaî ve Râmiz’in tezkire türündeki eserleri ile Râşid’in tarih türündeki eseri önemlidir.
XIX. yüzyıl, Osmanlı Devleti için büyük zorlukların yaşandığı, iç ve dış sıkıntıların arttığı, yıkılma sürecine girildiği ve yüzyılın özellikle son çeyreğinde, bütün önlemlere rağmen bu sürecin hızlandığı bir talihsiz zaman dilimi oldu.
Bu ortamda da edebiyat varlığını sürdürdü. Ancak XVIII. Yüzyılda en olgun örneklerini veren klâsik edebiyat bu dönemde, mahallîleşme akımı içinde varlığını sürdürdü. Enderunlu Vasıf, Enderunlu Fazıl, Keçecizâde izzet Molla, Âkif Paşa, Şeyhülislam Ârif Hikmet, Leylâ Hanım, nesirde Esat Efendi eser verdiler. Saz şiiri alanında Bayburtlu Zihni, Erzurumlu Emrah, Âşık Dertli, Dadaloğlu önde gelen isimler olarak görüldü.şiirinin kendi geleneklerini sürdürdüğünü gösterir.
Yardımlaşma İle İlgili Atasözleri
Ata Sözleri
Adam olana bir söz yeter:
Dürüst, anlayışlı ve iyi ahlâklı kimselere bir şeyi bir defa söylemek
yeterlidir. İstenileni yapmak için tekrar tekrar ikaz etmek zorunda
kalınan insanlarda akıl, ahlâk veya kişilik yönünden eksiklik var
demektir. Bir konuda anlayışsızlık göstermek art niyet belirtisidir.
Bir kimseye bir iş yaptırmak bir öğüt vermek veya doğru yolu göstermek hususunda yakınırken söylenir.
Az söyle, çok dinle:
Konuşmak insanoğluna bağışlanan nimetlerin en büyüklerindendir. Buna
rağmen yerinde ve uygun konuşma, herkesin başaramadığı bir meziyettir.
Sözün en güzeli, az ve öz olanıdır. İnsanın karşılaştığı kötü
durumların pek çoğu dili yüzündendir. Çok konuşan çok hata yapar. Sırf
konuşmuş olmak için veya gereksiz yere konuşanların başı dertten
kurtulamaz. Oysa az konuşup çok dinlemenin pek çok yararları vardır.
Gerekmedikçe konuşmamak bir saadet, çok dinlemek de bir erdemdir.
Herkesin bu kurala uyması gerekir.
Çok konuşanlara tembih, yetişme çağındaki insanlara tavsiye için söylenir.
Büyük lokma ye (de) büyük söyleme:
Başkalarını eleştirirken onları kınamamak gerekir. Eleştiriler
genellikle yapıcı olmalı, hele hele kendimizi eleştirilen kişiden asla
üstün görmemelidir. Büyük konuşmak insanın değerini azaltır. Kaldı ki
başkalarını kınayan kişi çok zaman aynı duruma kendisi de düşmüştür.
Ayıplamak, ayıplanan durumu davet etmek gibidir.
Kendilerini üstün görme çabasıyla başkaları aleyhinde atıp tutanlara bir tembih sözü olarak söylenir.
Derdini söyleyemeyen, derman bulamaz:
Çaresizlik içinde bocaladığımız birçok durumlar vardır ki başkalarına
açılamadığımız için bir çıkış yolu bulamayız. İnsanın tek başına
halledemeyeceği müşküller olabilir. Bu durumda bize yardımı
dokunabilecek birisine müracaat etmek kaçınılmazdır. Aksi takdirde içe
gömülen dertler, kişileri ruh bunalımlarına sürükleyebilir.
Zor anlarda bir yol gösteri aramanın gerektiğini vurgulamak için söylenir.
Dil epsem (olsa), baş esen (olur):
(Epsem: Suskun)
insanların başına gelen felâketlerin pek çoğu, dillerini
tutamadıklarındandır. Her şeyi her yerde söyleyen densiz ve gevezeler
elbette birtakım şimşekleri üzerlerine çekerler. Diline hakim olamayan
kişi de elbette kötü uygunsuz sözlerinin cezasını görür.
(Ayrıca . Bülbülün çektiği dili belâsıdır.)
konuşurken düşünmek ve temkinli davranmak ile ya hayrı konuşmak veya susmak gerektiğini anlatır.
Dilin kemiği yoktur:
Kişiler değişik zamanlarda apayrı fikirleri savunabilir; bugün kara
dediklerine yarın ak diyebilirler. Konuşmak kolaydır, atıp tutmak da.
Ama iş icraata gelince söyleneni yapmak güçleşir. Hele hele kötü sözler
söyleyip tehditler savurmak asla hoş görülmez.
Uygunsuz ve kabul edilemeyecek sözler söyleyen kişiler hakkında kullanılır.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar:
Toplumlar genel eğilimlerine göre sosyal hayatlarını düzenlerler ve
toplumun genel gidişatı bireyleri de etkiler. Herkesin yalancı,
düzenbaz, ahlâksız olduğu bir toplumda birilerinin dürüst, doğru ve iyi
olması hazmedilemez. Daima hakkı, haklıyı gözeten doğruyu söyleyen
böyle kişiler, başkalarının çıkarlarına engel oldukları için
dışlanırlar ve zulüm görürler. Ne olursa olsun doğrudan ayrılmamak
gerekir. Başkaları bana zarar verir korkusuyla gerçekleri söylememek,
toplumları yıkan en kötü hastalıktır.
Hak�tan yana olup doğruyu söylediği için zarar gören insanları teselli amacıyla söylenir.
Doğru söz acıdır:
Kötü davranışları alışkanlık edinen ahlâksız insanlar bile ahlâklı ve
dürüst olmayı ister, böyle görünmeye can atarlar. Çünkü çıkarları bunu
gerektirir. Bir gün birinin çıkıp onlar hakkındaki gerçekleri bütün
çıplaklığıyla söylemesi onlara çok acı gelir. Ancak yine de doğru sözü
söylemekten kaçınmamalıdır.
Menfaate dokunan gerçeklerin söz konusu edildiği zamanlarda söylenir.
Doğru söze ne denir!..
Gerçekler yorum kabul etmez. Onlar hakkında art niyetli söylenecek her
söz sahibine zarar verir. Bu bakımdan doğru, mantıklı ve güzel çözümler
getiren sözler tartışılamaz. Atasözleri buna misaldir; aksini söylemek
pek mümkün değildir.
Doğru bir sözü kabullenmek gerektiğini tavsiye için söylenir.
Doğru söz yemin istemez:
Yemin, bir sözün doğruluğunu ispatlamak üzere çok gerekli hâllerde
başvurulan bir ahittir. İnsanlar yalan söylemedikleri zaman yemine
ihtiyaç kalmaz. Bu bakımdan Türk-İslâm töresinde yemin hoş
karşılanmamaktadır. Doğru söz, başka olaylarca da desteklenir. Oysa bir
sözün yalan olması, ilgili olaylarla da ortaya çıkabilir. Bu bakımdan
asla yemine ihtiyaç duymayacak kadar dürüst olmak gerekir. Zira
sözlerini yemin ile kuvvetlendirmek isteyen kişilere şüpheyle bakılır.
Kendisine saygısı olan insanlar ise zaten yemine ihtiyaç duymazlar.
Bir sözün doğru olduğunu ispatlayan belirtilerin ortaya çıkması üzerine söylenir.
Dost acı söyler:
Kişiler arasındaki ilişkilerde bazı kusurları yüze vurmak tarafları
incitebilir. Bu sebeple aralarında sıkı dostluklar bulunmayan insanlar
hem karşısındakini kırmak ve utandırmamak, hem de kendisini
eleştirdiğini gösterip de düşmanlığını kazanmamak için onun kusurların
görmezden gelirler. Oysa gerçek dostlar, karşılarındakinin iyiliğini
istediklerinden her türlü eleştiriyi yaparlar. Ta ki dostu kusurlarını
düzeltsin ve başkalarına karşı eksikli olmasın. Ama gerçekleri söylemek
kişilere ağır geldiği için bir dostun eleştirel sözleri acı kabul
edilir. Unutmamalıdır ki yapıcı acı söz, boş iyi sözden üstündür.
Kişiler, iyiliklerini düşündükleri dostlarını tenkit ederken, bu atasözüyle fikirlerini kuvvetlendirirler.
Gafile kelâm, nafile kelâm:
Çevresinde olup bitenlerle ilgilenmeyen veya ilgilenmek istemeyen
kişileri o konuda uyarmak boşunadır. Zira onlar ileriyi görmemekte
direnir ve olaylar karşısında gaflet gösterirler. Bu bakımdan
kendilerini uyarmak için söylenen sözler hep boşa gider, işe yaramaz.
Laf anlamamakta ısrar edenler hakkında söylenir.
Hayvan koklaşa koklaşa; insan söyleşe söyleşe:
Hayvanların tanışma ve yakınlıkları içgüdüsel olarak koklaşa koklaşa
sağlanır. İnsan ise akıllı bir varlık olup bunu söz ile ifade eder.
Dolayısıyla insanların yakınlıkları konuşarak sağlanır. Birbirini
anlamayan kişilerin beraberlikleri mümkün değildir. Zira insanları bir
arada tutan en önemli unsur fikir birliğidir.
Sosyal ilişkilerde diyaloğun önemini vurgulamak için söylenir.
İki dinle bir söyle:
Çok konuşmak kişilerin başına pek çok zararlar açabilir. Yanlış, yalan,
uygunsuz sözler ancak çok konuşan veya konuşmayı çok seven kişilerde
bulunur. Oysa az, öz ve kısaca konuşarak meramı anlatmak ideal bir
yöntemdir. Az konuşmak, düşünerek ve yerinde konuşmak demektir. Aceleci
davranıp hazırcevaplık taslamak iyi değildir. Karşımızdakini dinlemek
ona bir şeyler anlatıp durmaktan elbette iyidir.
Çok konuşup başkalarını rahatsız edenler veya terbiye çağındaki kişilere tavsiye için söylenir.
İmam bildiğini okur:
Cami ne kadar büyük olsa; imam (yine) bildiğini okur.
İyi nasihat verilir; iyi ad verilmez:
Herkes başkalarına güzel öğütler verebilir. Ama hiç kimse bir diğerine
güzel bir nâm kazandıramaz. İyi isim, kişinin kendi gayretiyle
kazanılır. Kişileri doğru yola çağırmak mümkündür; ama hareketlerini
tayin etmek, sözlerini ve davranışlarını, huylarını belirlemek mümkün
değildir.
İyi bir kişi olmak hususunda, herkesin kendisinin gayret göstermesi gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Kadı anlatışa göre fetva (hüküm) verir:
Birden fazla kişiyi ilgilendiren olaylarda herkes kendisini haklı bulur
ve olayı lehine yorumlayıp anlatır. Bu durumda tarafları dinleyen kişi,
eğer olaya şahit olmamışsa, anlatılanlara bakarak hüküm verir. Bu da
çoğunlukla her iki tarafın aynı anda haklı olması demektir. Her ne
olursa olsun gerçekleri saptırarak anlatmamak lazımdır.
Gerçekte haksız olan kişilerin haklı çıkması durumunda olayları çarpıttıklarını vurgulamak üzere söylenir.
Kara haber tez duyulur:
Kötü bir olayın haberi, olayla ilgili kişilere en kısa zamanda
ulaştırılır ki bir an önce gereken önlemler veya yapılması gereken
işler yapılsın. Buradan hareketle ölüm, kaza, hastalık, belâ gibi kötü
olayların haberleri de hemen yayılır. Aslında kimse böyle bir haberi
duymak istemez. Duyunca da bunun erken olduğunu düşünür.
Kötü bir haberin duyulması üzerine söylenir.
Kem söz (kalp akçe) sahibinindir:
(Kem: kötü)
İnsanlar zaman zaman kötü sözler söyleseler de sonradan bu sözleri
kabul etmek istemezler. Hiç kimse kötü bir şeye sahip olmak istemez.
Dolayısıyla kötü sözler çoğunlukla inkâr edilir. Buna rağmen halk o
kötü sözün sahibini elbette bilir. Bu tıpkı sahte ve geçmeyen paralar
gibidir. Kimse bu paraları kabul etmeyince sahibinde kalır.
Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Kuru laf (boş lakırdı) karın doyurmaz.
Boş sözün insana hiçbir faydası olmaz. Böyle lakırdılardan ne iyi bir
sonuç alınabilir; ne de o sonuç işe yarar. Söz öncelikle doğru ve
tutarlı söylenmeli, sonra da hareket ve çalışma ile desteklenmelidir.
Aksi takdirde hiç kimse yalnızca konuşmak, atıp tutmakla bir iş
başaramaz.
Boş sözlerle gevezelik edenler için söylenir.
Laf lafı açar (laf da kutuyu açar):
Sözün en etkili ve değerlisi, az ama öz olanıdır. Eğer konuşma uzayacak
olursa, sözden söze geçilir ve hiç ortada olmayan konular hakkında
konuşulmaya başlanır. Belki asıl konuşulması gereken konu dağıtılmış,
unutulmuş bile olur. Keza söz uzadıkça sırlar da yavaş yavaş açılır ve
gizli kalması gereken hususlar ortaya dökülür. Bu bakından merama
yetecek kadar konuşmak en doğru yoldur.
Kısaca, görüşülmesi gereken bir konunun boş lakırdılar ile uzaması üzerine söylenir.
Lafla peynir gemisi yürümez:
Maksada ulaşmak, ancak çalışmakla olur. Bir kişinin �Şöyle yaparım,
böyle ederim�� diye söylenmesi hiçbir işi hâlletmez. Ancak söylediğini
yapanlar sonuca ulaşır. Aksi takdirde boş laflar, atıp tutmalar ve kuru
övünmeler ile iş yürümez.
Yapamayacağı şeyleri çok kolaymış gibi anlatarak olduğundan büyük görünmek isteyen kişiler hakkında söylenir.
Lafla pilav pişerse, deniz (dağ) kadar yağı benden:
Söz söylemek, iş görmeye ve başarı elde etmeye yetmez. Çalışarak hedefe
ulaşılabilir. Yoksa söz söylemeye gelince herkes yüksekten atabilir.
İnsanların olduklarından daha üstünmüş gibi görünmeleri hiçbir işi
hâlletmez. Eğer bu tutum geçerli bir yol olsaydı, kişiler
birbirlerinden daha fazla palavra söyleyerek başarılı olurlardı.
Marifet çalışmak, didinmek ve gayret saf etmektedir.
Kuru sözler ile kendini övenlere karşı bir ikaz sözü olarak söylenir.
Laf torbaya girmez:
Ağızdan çıkan bir sözün hiç söylenmemiş gibi gizlenmesi imkânsızdır.
Onu duyan kişiler üzerinde, iyi veya kötü mutlaka bir etki yapar ve
yayılır. Bu durumda pişman olunan sözler, söyleyen kişilere zarar
verir. O hâlde her sözü düşünerek söylemek, önünün ardını hesap etmek
gerekir. İstenmeyen durumlarla karşılaşmamak için sözlerimize çok
dikkat etmeliyiz.
Söz söylerken iyi düşünmenin ve temkinli davranmanın gerekliliğini anlatmak üzere söylenir.
Leyleğin ömür laklakla geçer:
Aylak kişiler zamanlarının çoğunu konuşmakla geçirirler. Oysa bu
gevezeliklerinden hiçbir yarar elde edilemez. Bilakis zaman boşa
tüketilmiş, yapılması gereken işler yapılamamış olur. Hiçbir iş
yapmadan ileride yapacağı işleri anlatan; ama hiçbirini yapmaya
yanaşmayan ince insanlar vardır ki başkalarını meşgul etmekten öte bir
meziyetleri yoktur. Bu türden kişilerin çenesine takılarak zamanımızı
boşa harcamamalıyız.
Boş konuşmayı ve atıp tutmayı kendine huy edinen kişiler hakkında söylenir.
Marifet iltifata tâbidir:
Kişilerin başarıları takdir edildiği ve karşılığı verildiği müddetçe
daha iyi sonuçlar elde edilir ve başarıların devamı sağlanır. Çok
kaliteli bir mal üreten kişi, eğer o mala alıcı bulamıyorsa başarısının
bir anlamı yoktur. Kişilerin yararına kullanılmayan başarılar devamlı
olamaz.
Beceri ve başarıları ödüllendirmek gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Muhabbet iki baştan (olur):
İyilik iki baştan olur.
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz:
İnsanlar enyin olup neyin olamayacağını tahmin edebilirler; ama
bilemezler. Bir şeye daha önceden �Olmaz, imkânsız, gerçekleşemez!�
gibi müdahalelerde bulunmak sakıncalıdır. Çünkü dünyada olmayacak şey
yoktur. En olmayacakmış gibi görünen pek çok olay gerçekleşmiş, hiç
akılda bulunmayan hadiseler vuku bulmuştur.
Umulmadık bir olay, veya bir olayın olmak ihtimaline itiraz edenlere tavsiye ve ikaz için söylenir.
Söyleme dostuna, o da söyler dostuna:
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
Söyleyenden dinleyen ârif gerek:
Dinleyen kişiler eğer dikkatle dinliyorlarsa, konuşanın ne demek
istediğini veya sözü nereye getireceğini kolayca anlayabilirler. Öyle
hâller vardır ki bir söz üstü kapalı söylenir. Bu durumda dinleyenin
dikkati başka şeyde ise imajı anlaması zor olur. Onun için bizimle
konuşan kişiyi mutlaka can kulağı ile dinlemeliyiz. Nitekim bu davranış
tarzı bir nezaket kuralıdır. Keza çok konuşmak yerine çok dinlemek de
insanın değerini ve bilgeliğini artırır.
Karşımızdaki kişiyi can kulağıyla dinlemeyi tavsiye veya anlamamakta ısrar edenleri ikaz için söylenir.
Söyleyene değil, söyletene bak:
Kişiler her zaman konuşmalarını kontrol altında tutamayabilirler.
Aceleci veya fevri davranışlarda ne söylediğimizi bilemeyebiliriz.
Bazen de gerçekten insan hiç düşünmediği bir şeyi söyleyiverir. Hele bu
sözler doğru olması istenen sözler ise, o kişiye bu sözleri Allah�ın
söylettiğine inanılır. İçten ve samimi söylenmiş sözlerin çoğu bu
türdendir.
Söylenmek istenilen hoş bir sözün başkası ağzından duyulması üzerine söylenir.
Söz ağızdan çıkar (namustur):
Dürüst ve yiğit kişiler ahitlerine sâdık kalır ve hiçbir sözlerini
inkâr etmezler. Daha önce verdikleri sözde durur ve söylediklerini
yaparlar. Yapamayacağı şeyi söyleyen kişi ise insanları aldatan bir
hain demektir. Verilen söze namusumuz gibi sadık kalmalı ve gereğini
yapmalıyız. Çünkü söz ve vaad, namus kadar kutsaldır.
Kişilerin, verdikleri sözde durmaları için ikaz mahiyetinde söylenir.
Söz gümüşse sükût altındır:
Konuşmak, güzel ve yararlı olduğu zaman en büyük erdemdir. Ancak bundan
da büyüğü susmak ve dinlemektir. Konuşmak kişinin başına olmadık işler
açabilir; ama susmak insanın değerini artırır. Unutmamalıdır ki
kişilerin başına gelen kötü hâllerin pek çoğu dillerini
tutamamalarındandır.
Susmak ve dinlemenin konuşmaktan üstün olduğunu vurgulamak üzere söylenir.
Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir:
İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki
muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine
öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin
ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve
ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler
söylememelidir.
Ölçülü ve yapıcı konuşmanın gerekliliğini vurgulamak için söylenir.
Sükût ikrardan gelir (sayılır):
(İkrar: Bir şeyi kabul ettiğini söylemek)
kişilere yönelik teklif ve suçlamalarda suskun kalmak, söylenilenleri
kabul etmek demektir. Suçlandığımız şeye itiraz etmiyorsak o suçu
üstlenmiş sayılırız. Keza görüş bildirmemiz gereken bir hususta
susuyorsak karşımızdakinin görüşünü benimsemiyoruz demektir.
Konuşulanlar karşısında sessiz kalmayı yeğleyen muhatap hakkında söylenir.
Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır:
Tatlı dil ile söylenen her söz mutlaka etkisini gösterir ve kişileri
istenilen hedefe ulaştırır. Tatlı söz, güzel huy ve güler yüz, herkesi
meftun eder. Acı sözler ile kırıcı davranışlar ve kötü huy ise
insanları olumsuz yönde etkiler, olacak işleri olmaz kılar. Acı sözler
ile hiçbir hedefe ulaşmak mümkün değildir. Yer, zaman ve kişilere uygun
tatlı dil ile insanlara her şey yaptırılabilir. Bunun için herkes tatlı
dili huy edinmelidir.
Tatlı dilli ve güler yüzlü olmanın önemini vurgulamak üzere söylenir.
Bursaspor 2 Fenerbahçe 1 Maçının Geniş Özet Görüntüleri 2-1 İzle
Fenerbahçenin 1-0 öne geçtiği maçta bursaspor 86.dakikada 1-1 eşitliği
sağladı ve kalecinin de golü ile fenerbahçeyi kendi sahasında 2-1
elemesini bildi.
maçın geniş özetini yakında sitemize ekliycez arkadaşlar
BUYRUN EKLEDİK ARKADAŞLAR İZLEYEBİLİRSİNİZ..














